Serhat Teoman: Benim İçin Oyunculuk ‘simit satarak maç izlemek’
05/03/2014

Serhat Teoman: Benim İçin Oyunculuk ‘simit satarak maç izlemek’


ırf evinize yakın diye meslek lisesine gitmişsiniz. Tiyatronun hayatınıza girmesi de bir o kadar ilginç. Âşık olduğunuz kız, oyuncu ve onları yarı yolda bırakan bir oyuncunun yerine “Ben oynarım” diyorsunuz ve turneler başlıyor. Bu nasıl bir kafadır Allah aşkına?
O dönemlerde, rüzgâr ne yöne eserse o yöne gidiyorsun. Hele ki ben ikizler burcu olduğum için biraz daha öyleydim… Oyuna başladık, bir hafta sonra kız tiyatroyu bıraktı; ben de onu bıraktım, “Tiyatroya bunu nasıl yaparsın?” diye. Bir anda idealist bir tiyatrocu oldum. Ergenlik heyecanından çıktı, başka bir şeye dönüştü. İki sene Türkiye turneleri yaptıktan sonra “Bu işin okulunu okumak lazım” dedim ve 2002’de Dokuz Eylül Üniversitesi’ne girdim. 2009 yılında da Mimar Sinan’da yüksek lisansımı yaptım.

Çocukken de maçlarda simit satmayı hayal ediyormuşsunuz. Neden?
Çok basit; çocukken simit yemeyi çok seviyordum ve en bayıldığım şey maç izlemekti. Ben de ‘simit satarken hem maç izlerim hem karnımı doyururum hem de para kazanırım’ diye düşünmüştüm. İşte şu anda da onu yapıyorum, yani hem sevdiğim işi yapıyorum hem de para kazanıyorum. Benim için oyunculuk ‘simit satarak maç izlemek’ demek.

Buğra Gülsoy ve Emre Erkan’la kurduğunuz G.E.T Yapım bu yıl sahneye oyun koyacak mı?
‘Dip’ adlı yeni bir oyunumuz var. Eylül ayında sahneleyeceğiz. Konusu, pedofili... Bir önceki oyunumuz Pragma’da seri katilleri, insan öldürenleri ele almıştık; şimdi ‘öldüremeyenleri’ izleyeceğiz. 

Bu fikirler nasıl ortaya çıkıyor?
Beraber çok vakit geçiriyoruz ve hep bir şeyler üretiyoruz. Ürettiklerimizin de havada asılı kalmasını istemiyoruz. Bazı insanlar için bu yoğun tempo içerisinde külfettir fakat biz hayallerimizden çekinmiyoruz. Pragma’yı ilk sahneye koyduğumuzda ‘X yönetmen, X oyuncu’ çok sert bir şekilde eleştirdi; eleştirsin de çünkü eleştirebilecekleri bir şey var ortada. Söylediğim hiçbir şeyin havada kalmadığını gösterir bu. Bunu çok seviyorum ve “Yapacağız” dediğimiz her şeyi yaptık.

Sizin tiyatronuz çağa ayak uyduruyor sanırım.
Ona, çağa ayak uydurmak mı denir bilmiyorum ama biz tiyatroyu gerçeğe yaklaştırmaya çalışıyoruz. Keyif aldığımız, sevdiğimiz, güvendiğimiz ve doğru olduğuna inandığımız işleri yapıyoruz. Düşüncelerimiz de seyirciyle paralel.

Neden tiyatro hep arka plana atılır sosyal faaliyetler arasında?
Onun çok fazla sebebi var. Tiyatro alışkanlığının yitirildiğinin farkındayız; yokmuş gibi davranmamamız gerekiyor. Burada suç sadece seyircide mi? Hayır, değil. Nerede? Tiyatrocularda, oyuncularda, yönetmenlerde, ışıkçılarda, herkeste… Tiyatronun televizyon ve sinema gibi çok güçlü rakipleri var. Üç boyutlu film dururken neden tiyatroya gitsin ya da her cumartesi televizyonda beni izliyor zaten, neden otobüse binip beni izlemeye gelsin? İşte 2014’ün tiyatrosunu yakalamak lazım… Bu noktada biraz da bizim elimizi taşın altına koymamız gerekiyor.

“Hep oynamak istiyordum, oynuyorum; tiyatrom olsun istiyordum, tiyatrom var; sinema filminde oynamak istiyordum, bir tek o eksik” demişsiniz.Bir gelişme var mı?
Var… O eksiğimi de tamamlamama az kaldı. G.E.T Yapım olarak ‘Bi Hayalim Var’ adında bir sinema filmi yapıyoruz. Yine tiyatroda olduğu gibi kendimizin yazdığı ve yaptığı bir sinema filmi olacak. İlk defa söylediğimiz için çok fazla detay veremeyeceğim ama farklı bir film olacak. G.E.T’in çizgisi insanlara biraz sert ve vahşi geliyor. “Bunlar ruh hastası mı?” diyenler var. Şunu net söyleyebilirim; beni ve Buğra Gülsoy’u bugüne kadar hiç izlemediğiniz, çok başka rollerde izleyeceksiniz…Sektördekilere “Benim yelpazemde bir de şu renkler var” diye anlatarak vakit kaybetmiyorum, kendim yapıyorum. Bir şey tutturmuşlar, senden hep onu istiyorlar. Bir oyuncu için çok kötü bir şey bu. Biz de körelmemek adına tiyatromuzu da sinemamızı da kendimiz yapıyoruz.

Babanız asker olduğu için seyahat halinde geçmiş çocukluğunuz. Böyle büyüyenlerin aidiyet hisleri çok gelişmiyormuş. Öyle mi gerçekten?
Aksine ben onun avantajlarını da yanıma alarak büyüdüm. Mesela hiç bilmediğim bir yere taşınayım; on beş gün sonra bir sürü arkadaş edinebilirim. Onun için girdiğim hiçbir ortamda sıkıntı yaşamam. Her defasında farklı bir kültürle karşılaşıyorsun. Şehir şehir sevme, kızma, beden dili, bir bakış bile değişiyor. Düşündüğün zaman bir oyuncu olarak sırtımdaki çuvalda çok malzeme var.  

‘Logan Marshall Green’e benzetilmişsiniz. Birine benzetilmek rahatsız eder mi sizi?
Ben de gördüm ama çok benzetemedim açıkçası. Ama hiç rahatsız etmez beni, niye etsin? Öyle egolarım yok,‘ben tekim’ falan gibi (kahkahalar). Oyunculuğunu, beden dilini, bakışlarını birine benzetebilirler; bunda bir problem yok. Mesela oyuna hazırlanırken ısınma şekliniz çok sevdiğiniz bir hocanızın ısınma tekniğidir ya da çocukken amcanızın, mahalleden bir arkadaşınızın sevdiğiniz bir özelliğini alırsınız ve bunları harmanladığınız zaman ortaya ‘kendiniz’i çıkarırsınız.

Beğeni kadar eleştiri de alıyorsunuz. Olumsuz eleştiri kızdırır mı sizi peki?
Aksine… Düşünsene bir şey yapıyorsun ve birileri gelip sürekli “Burası çok iyi olmuş” diyor. Zaten iyi olanı biliyorum, kötüleri söyle ki destek ol. Hocamız “Arkadaşlar iyilerin ve doğruların neler olduğunu biliyoruz. Gelelim kötülere… Onları düzeltirsek zaten diğerleri cepte” derdi. Benim eleştiriye yaklaşımım da böyle.

“Asla flörtsüz kalmam!” demişsiniz. Bu sağlıklı bir bakış açısı mı kadın-erkek ilişkisinde? Neden böyle bir şey söylediniz?
Hayır, aslında demeye çalıştığım şu; ‘şu an aşka ayıracak vaktim yok çünkü çalışıyorum’ gibi bir cümle bana yalan geliyor. Aşkla zamanın ne alakası var. “Ben âşık oldum, diziyi bırakıyorum” da diyemem “Benim şu an dizim var, âşık olamam” da. Böyle bir şey yok çünkü mantık ilişkisine başlamıyorsun.Aşk başka bir şey… ‘Flörtsüz kalmam’ meselesine gelince ben burada bir riyakârlığa itiraz ettim. Hiç kimse oturduğu yerde, tertemiz bir şekilde aşkı beklemiyor değil mi? Beş sene âşık olmadın mesela ama beş senedir yalnız mısın? Kimseye karşı hafif bir hoşlanma bile hissetmedin mi? Ben buna inanmıyorum işte… Riyakârlığa gelemiyorum.

Paylaş:

SİZ DE YORUM YAPIN