Fatih Harbiye Dizisinin Şinasi'si Bilinmeyenlerini Anlattı
13/02/2014

Fatih Harbiye Dizisinin Şinasi'si Bilinmeyenlerini Anlattı

Ne oldu da oyuncu olmak istediniz?
Yetkin Dikinciler bir oyun için Diyarbakır’a gelmişti. On iki yaşındaydım. O kocaman dev adamı sahnede izlemek beni büyülemişti. İzlerken “Ne güzel bir meslek” diyorsun ama hayat seni o yöne itmiyor. Lisede basketbol oynardım ama bir Allah’ın kulu da “Gel, bak İstanbul’da basketbol oynamak senin için daha iyi” demedi. Çünkü Doğuya kimse gitmiyordu. Birileri tutup seni çekmiyordu. İmkânlar kısıtlıydı. Oyuncu olmamın sebebi de annemdir. O kanıma girdi. Fatih Belediyesi tiyatro topluluğu açmıştı.“Git, bak kaydol” demişti.

Anneniz Doğulu bir kadın ama oyunculuk yapmanıza ön ayak olmuş. Doktor ya da mühendis olmanızı isteyebilirdi…
Annem ilkokul mezunudur ama her şeyi bilir. Müthiş donanımlı, açık görüşlüdür. Türkçesi çok iyidir. Benim de Türkçemin düzgün olması annem sayesindedir. Arap kökenli olduğumuz için evde Türkçenin haricinde Arapça konuşulur. Annem enteresandır. Bize hep düzgün konuşmamızı söylerdi. Arkadaşlarım düzgün konuşursam terslerlerdi, evde şive yaparsam bu sefer de annem kızardı. Orada yaşıyorsanız, o kalıba girmek zorundasınız. Yoksa barınamaz ve arkadaş edinemezsin. İlla “Oglum” diye konuşmanız gerekir.

İstanbul’a gelince şok yaşadınız mı?
Birkaç yıl arkadaşım olmadı. İnsanlara güvenemiyorsun çünkü. Şimdi de az arkadaşım var. Bizde söz verdin mi yerine getirirdin. Burada sözünü yerine getirmemeyi gördüm. “Şu saatte buluşuruz” demişsek ne olursa olsun o saatte buluşurduk. Şimdi cep telefonu var, “Randevuya gelmiyorum” diyebiliyorsun. Ayrıca burada paranın konuşulmaya başladığını ve değerli olduğunu gördüm. Bizde para konuşulmazdı, kimde ne varsa harcanırdı.

Kim olduğun değil, maaş, statü önemli…
Farklı büyüdük. Zengin arkadaşımızla da lahmacun yaptırır, dağlık bayırlık yerlere gider, yerdik. İstanbul’daki ilk yıllar bir iki arkadaş edinmiştim. Onlarla da aynı düzeni kurmuştuk. Pikniğe giderdik. Dostluk, kardeşlik bambaşka... Şimdi doğal olarak ben de bu kümeye dahil oldum. Artık benim de bir hayat standardım var. O yıllara geri dönseydim aynı şeyleri düşünür müydüm, bilmiyorum.

İstanbul’a geldiğinizde ne yapmıştınız?
Dedemlerin yanına gelmiştim. “Okumayacağım” deyince dedem de “O zaman çalışacaksın” demişti. Bir iki yıl tencere tava sattım. Büfelerde çalıştım. Bizde erkek dediğin evine bakacak, böyle yetiştiriliriz. Batı’da da böyledir ya, 18 yaşını doldurdun mu “Hadi bakalım paranı kazan” derler. Önce pek arkadaşım da olmadı. O zamanlar zarar gelir diye korkuyordum sanırım artık kendimi koruyabilirim.

Ailenizi anlatır mısınız?

Bizimkiler akraba evliliği yapmış, amca çocukları. Neyse ki sülalede herkes normal çıktı. Bazen “Oğlum sen bu yüzden mi böylesin” diye dalga geçerler. Babam Diyarbakır’da banka müdürüydü. Kadir İnanır’a müthiş benzer. Lacivert takım giyerse lacivert ayakkabı, gri takım giyerse gri ayakkabı giyerdi. Dayım da “Enişte ses sanatçısı gibi sahneye mi çıkacaksın” derdi. Lisede forma kuralı yoktu. Siyah takım elbise yaptırıp giyerdik. İnsanlar şık olmayı seviyordu.

Diyarbakır’dayken erkeklerin renkli giyinmesi dikkatimi çekmişti… 
Giyinirler. Kendilerine bakarlar. Mesela beyaz çorap giyenle alay edilir ya ben de giyerdim. Bizim oralarda beyaz çorap temizliğin simgesidir. Misafirliğe gideceksen çorabın beyaz olurdu. Çünkü bu “Temiz geldim” anlamına gelir.

Genç yaşta evlenmişsiniz. Genelde erkekler evlilik kurumuna pek sıcak bakmaz. Siz nasıl karar verdiniz?
Anadan, babadan gördük. Tüm sorumlu, genler (kahkahalar). Ben de hep “Evleneceğim” derdim. Babam da evcimendir. Düşünsenize evinize gidiyorsunuz, eşiniz yanınızda bundan daha güzel ne olabilir ki. Kendi hayatını kurmak çok güzel. Eşimle huzurlu, mutlu yaşayayım, arkadaşlarım gelsin, biz onlara gidelim böyle bir hayat istiyorsun. 

Evlenme kararı verdiğinizde anneniz “Gelini önce biz görelim” demedi mi?
“Karına iyi bakacaksan seni evlendireceğim” demişti. Doğulu kadın oğluna çok düşkündür ama annem “Karınızı, mutlu edip  seveceksiniz” derdi. Eminim oğullarından çok gelinlerini seviyordur.

Size “Fatih Harbiye’nin lokumu” deniyor.
Bir de “Onu tiyatroda tanıdık, sevdik, tiyatroya devam etsin” diye yazmışlar. Hakkımda ne yazıldığına çok da bakmam ama önemli olan saygılı davranılması. Eleştirilsem de üzülmem. İnsansın, hata yaparsın. Bir saygısızlığım olursa  özür dilerim. İnsanları kırmam.

Paylaş:

SİZ DE YORUM YAPIN