Sarp Levendoğlu: Bu Dizi Tutmaz Dedim, Yanıldım !
24/03/2014

Sarp Levendoğlu: Bu Dizi Tutmaz Dedim, Yanıldım !


Küçük Ağa dizisinde ‘Ali’ rolünü almanız nasıl oldu? Süreç nasıl gelişti?

Erler Film’den teklif geldi. Önce çok sıcak bakmamıştım projeye. Daha sonra tekrar geldiler bir daha okur musunuz senaryoyu diye. İkinci gelişlerinde proje kafama yattı. Ardından yönetmenlerimiz Erol Özlevi ve Aysun Akyüz’le tanıştım. Görüşmeden 5 gün sonra da sete çıktım.

Neden ilk başta sıcak bakmadınız?
Tutar gibi düşünmemiştim başta. Daha önce yaptığımız işlerin tarzında değildi. Küçük Ağa komediye biraz daha yakın. “Ciddi bir iş değil” diyemeyiz, çünkü bir anneyle babanın boşanması söz konusu. Ama çok büyük entrikaları olan bir dizi değil ve takibi kolay. Dördüncü bölümden başlasanız da karakter ve olay çözümlemesini yapabilirsiniz. İlk başta sıcak bakmamamı sağlayan nedenler proje tekrar sunulduğunda kabul etmemi sağladı. Senaryo matematiği de çok iyi, seyirciyi sıkmadan ekranda tutabiliyor.

Çalışma saatinde kolaylık var mı?
Hayır, o öyle olmuyor (gülüyor). Süreler  aynı; aksiyon da çekseniz, drama da çekseniz çalışma saatleri yine yoğun oluyor.

‘Bu iki karakter birbirine yakışmıyor’ eleştirisi çok yapılır. Ama sizinle Birce Hanım için böyle bir durum söz konusu değil.
Birce’yle gerçekten uyumumuz çok iyi; çok da iyi bir oyuncu. Bir de seyirci bir çifti ilk gördüğünde yakıştırıyorsa o iş yürüyor. Bizi de yakıştırdılar herhalde.

Peki, Emir Berke? Emir çok küçük bir oyuncu.
Emir Berke’yi tam bir oyuncu olarak değerlendiremeyiz. O bir çocuk ve en başta biz bunu unutmuyoruz. Bizim kadar profesyonel olmasını bekleyemeyiz. Örneğin yorulup, çalışmak istemeyebilir. Emir o tür şeyler yapmıyor da, biz ne olursa olsun ona karşı özenli tavır sergiliyoruz. Elimizden geldiği kadar korumaya çalışıyoruz; her şeyden etkilenebilecek yaşta çünkü. Sokakta gören herkes tutup öpmek istiyor (gülüyor). Bu da zor bir şey. Ama Emir Berke’nin ailesi de onun üzerine titriyor ve bunu doğru şekilde yapıyorlar. Hiçbir şekilde bir şımartma söz konusu değil, zaten çok bilinçli insanlar.

Küçük Ağa’nın reytingleri çok iyiydi. Kurt Seyit ve Şura başlayınca durumun değişeceği düşünüldü ama öyle olmadı, Küçük Ağa yine zirvede kaldı. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bununla ilgili net bir yorum yapmam mümkün değil. Ama şunu söyleyebilirim ki biz yine işimizi yapmaya devam ediyoruz. ‘Kurt Seyit ve Şura’yı izleme şansım olmadı. Biraz temposunun ağır olduğu yönünde eleştiriler yapılmış sosyal medyada. Çok da bir fikrim yok açıkçası. Belki de beklentiyi karşılamamıştır.

Sizi ‘Lise Defteri’nin Mehmet’i olarak tanıdık. Başrolden daha çok sevildiniz. Mehmet karakteriyle benzeyen yönleriniz var mı?

Basketbol konusunda Mehmet karakteriyle uyumluyduk. Ben de basketbol oynuyordum. Onun dışında pek fazla benzer yönümüz yok gibi. Ben Mehmet kadar içine kapanık bir insan değilim.

Lise Defteri özellikle o dönem genç kuşağın çok sevdiği diziydi. Neden çok kısa sürmüştü?
Valla biz de çok üzüldük. Daha önce yapılan okul dizileri daha çok komedi ağırlıklıydı. Lise Defteri daha gerçeğe yakındı ve bu nedenle çok sevilmişti. Az izlenen bir dizi asla değildik, öğrencilerin ağırlıkta olduğu bir kitle izliyordu bizi. Yayın saati geç saate kalınca sonuç bu oldu.

Yönetmenlik de yaptınız, nasıl olmuştu?
Öğrenciyken yönetmen asistanı olarak çalıştım zaten. O zamandan hep içimde kalan bir şey vardı. Bir de hayatı çok analitik gören biriyim. Sahneleri daha önceden, çekmeden kafamda oturtabiliyorum.

Emret Komutanım’ın yönetmenliğini yaptınız. O dizinin setinde arkadaşım çalışıyordu. Bana “Sarp Hoca’yla eğlenmeye gittik” demişti. Mesafeli bir yönetmen değilsiniz herhalde?
Arkadaşlara “Abi herkes sete zamanında gelsin, işi bitirelim, işteyken iş yapalım, sonra da eğlenelim” derdim. Veya yemek arasında gülelim eğlenelim ama kayıttayken herkes işine kitlensin. Öyle olunca işimiz çabuk biter. Ayrıca sert olmak, insanlara bağırıp çağırmak hiçbir şey ifade etmiyor benim için. İnsanların korkmasını istemem, önemli olan karşılıklı saygı.

İyi bir fiziğe sahiptiniz ama 2 yıldır daha çok önem verdiniz fiziğinize. Hakkınızda ‘Adonis modası’na uydu haberleri çıktı. Daha kaslı bir vücut için çalışmanızın bir nedeni var mıydı?
O süreçte çok saçma yorumlar yapıldı. Kıvanç’la karşılaştırmalar yapmışlar. Taklitçi damgası vurulmuş. Ama bize bu sorular yöneltilince Kıvanç’ın da benim de tepkimiz aynı oldu: Aptalca. Bir özenti söz konusu değil. İşimiz gereği spor yapmak ve vücudumuza özen göstermek zorundayız. En son çok irileşmemin sebebi ise farklıydı. Serdar Akar’la Atlılar diye bir proje yapacaktık Game Of Thrones tarzında, fantastik ve belirli bir zaman kavramı yoktu. O projede ‘Game Of Thrones’taki Kahl Drogo karakteri gibi bir karakteri canlandıracaktım. O karakterin de o iri vücuda sahip olması gerekiyordu.

Bu proje neden hayata geçmedi?
Biz üç bölüm çektik ama Star TV yayınlamayı uygun bulmadı. Neden bulmadı bir fikrim yok. Çok efsane bir çalışmaydı. Bulgaristan’da bir platoda yapıyorduk çekimleri. Hemen yanımızda 300 Spartalı çekiliyordu. Sanat yönetmenlerimiz aynıydı. Ben sete ilk gittiğimde hayran kalmıştım; mesela gerçekten 300 tane atlı, 400 tane şövalye kılığına girmiş oyuncu orada hazır. Çok etkilenmiştim. Kendi adıma konuşuyorum ben olsam en azından o 3 bölümü yayınlardım. Dizinin bir bölümü bugüne kadar Türkiye’de bir bölüme harcanmış en yüksek bütçeye sahipti. Tarihi ve fantastik karakterlere de ilgim vardır. Conan okuyarak büyüdüm.

Şu an okuduğunuz tarihi romanlar var mı?
En son Game Of Thrones’un tamamını okudum. O kadar çok çalışıyoruz ki film bile izleyemiyorum. İzleyecek konsantrasyonum olmuyor. Mesela futbol meraklısı değilim ama  futbol maçı izlerken buluyorum kendimi, boş boş bakıyorum.

Oynamak istediğiniz tarihi karakter var mı?
Şeyh Şamil’in hikâyesinden çok etkilenmişimdir, Şeyh Şamil’i oynamak isterim. Bir de Koca Yusuf’tan etkilenmişimdir.

Siz de sık sık Cihangir’de görünen oyunculardan ve yönetmenlerden misiniz?
Cihangir’de o kadar bulunmuyorum. Beyoğlu’nu daha çok severim. Bazı oyuncular, oyuncu izleyerek oyunculuk yapıyor. Bazı senaristler dizi seyrederek senaryo yazıyor. Hayatın içinde olmadan kendinizi yenileyemez ve geliştiremezsiniz, özgün de olamazsınız. Ben hayatın içinde olmayı tercih ediyorum. Bir polisi oynayacaksam, çok iyi oynamasına rağmen Erdal Beşikçioğlu’nu gözlemleyip benzer bir şey çıkartmaya çabalamam. Giderim; Beyoğlu karakoluna gerçek polisleri gözlemlerim.

“Rakibimiz de olsa bir projenin başarısız olup bitmesini istemem” demiştiniz röportaj öncesi konuştuğumuzda. Birçok insan ekmek yiyor düşüncesiyle mi söylediniz bunu?
Dizi neticede ticari bir iştir. Doğrusunu söylemek gerekirse reklam arasına sıkıştırılmış para kazanma yoludur. Tabii ki birçok insan bu işten ekmek yiyor ve insani duygular taşıyan herkes, rakibi de olsa bir projenin sonlanmasını istemez. 

Filmle diziyi ayrıştırır mısınız?
Oyunculuk anlamında çok ayrıştırmıyorum. Oyuncu ikisinde de aynı özende oynamak durumunda. Ama yönetmen ve yazar olarak ayrışıyor. Sonuçta RTÜK diye bir şey var. Örneğin çok vahşi bir sahne ve orada kan gözükmesi gerekiyor ama dizide bunu gösteremiyorsun. Veya hikâyeyi tamamlayan olay bu ama televizyonda bu yasak. Yazarın da, yönetmenin de bir eli tutuluyor dizilerde. Yönetmen değil de yönetici gibi davranmak zorunda kalıyoruz.

Paylaş:

SİZ DE YORUM YAPIN